En dikkat çekeni ise verdiğim bilgilerin doğru olmadığı yönündeki iddialardı. Ancak burada temel bir bilimsel gerçek göz ardı ediliyor: Bilimde asıl olan bilginin test edilmesidir. Test edilmemiş bir bilgiye doğru veya yanlış demek mümkün değildir.
Benim Halıdere’deki Manastır Tepe olarak bilinen mevkide ortaya koyduğum değerlendirmeler, bilimsel bir iddiadır. Bu iddia, bölgedeki kaya üzerine işlenmiş sunak ve kaya mezarlarına dayanıyor. Eğer bir bölgeye sadece ismi üzerinden anlam yükleyerek, onu belli bir kültüre hapsetmeye kalkarsak, tarihin derin izlerini görmezden geliriz. Oysa arkeolojinin en temel prensibi, bir bölgenin geçmişini toprağın altındaki gerçeklerle anlamaktır.
Halıdere’de Türk izlerinin olup olmadığını kesin biçimde belirlemenin yolu bellidir: Bölgede kapsamlı bir arkeolojik kazı yapılmalıdır. Kapsamlı bir çalışma olmadan, sadece varsayımlar üzerinden yürütülen tartışmalar bilimsel değil, ideolojiktir. Benim yazım, bu tartışmaya ışık tutmak amacıyla kaleme alınmıştır ve bir davettir: Gelin, kazalım, araştıralım, bulguları ortaya koyalım.
Tarih, masa başında yazılmaz. Taşlar, mezarlar, sunaklar konuşur. Ama onları duymak için önyargılardan arınmış bir zihne ve kazma vuracak cesarete ihtiyacımız var.
Ben bu konuda çaba gösteren muhtarlarımızı, Metin (fikri) Gümüşgöz’ü ve tarihi yerlerin restorasyonu için elinden geleni yapan Gölcük belediye başkanı Ali Yıldırım Sezer’i çalışmalarından dolayı tebrik ederim.